Google+

Bir İstanbul Hikâyesi, Masumiyet Müzesi

Bir İstanbul Hikâyesi, Masumiyet Müzesi…
Kentler ve Yazarları *

Bazı şehirlerle özdeşleşmiş yazarlar vardır, Dickens ve Londra, Saint Petersburg ve Dostoyeski, James Joyce ve Dublin, Kafka ve Prag, Orhan Pamuk ve İstanbul…

Masumiyet_Muzesi9

Orhan Pamuk’un romanlarında kent vazgeçilmez bir unsur, çağdaş bir vakanüvis olarak Pamuk, kentin izini bazen bir çocuğun gözünden, ya da bir eşyanın ardından sürdürür. Aslında Pamuk’un İstanbul’a ilişkin kalıcı bir hikaye oluşturacağının nüvelerini diğer romanlarında da görürüz.

“Yıllar sonra bir rastlantıyla bu siyah-beyaz filmlerden ve sahnelerden birini televizyonda seyrettiğimde asıl konunun aşk ya da kavga kadar arkadan gözüken Boğaziçi olduğunu anlardım. (89)

İstanbul’a dair yazdığı İstanbul: Hatıralar ve Şehir kitabında kendi tanıklığıyla, yazar bir apartmanda doğmuş olmasına rağmen, eskiden tüm ailenin birlikte yaşadığı konağın ruhunu ve kendisinde yaşattığı boşluğu oldukça güçlü bir şekilde hissetmektedir.

Kentin mekânsal yapısında ortaya çıkan konakların yerini apartmanların aldığı bu büyük değişimin yanı sıra, şehrin gündelik hayatında da yaşanan büyük değişimler, çelişkiler, Doğu ile Batı,‘kendisi’ ve ‘diğeri’ arasında kalmanın yarattığı rahatsızlık da yazarın romanlarındaki önemli temaları oluşturmuştur.

Orhan Pamuk eserlerinde kentin hikayesini yeniden oluştururken, kendi yaşam öyküsünün de izini sürüyor, kentin tarihi akarken o tarihin bir parçası olduğunun altını çiziyor. Çağdaş yaklaşımıyla gündelik hayat hikâyelerinin bir anlatıya dönüştüğü kent müzeleri de, her birimize bu tarihin bir parçası olduğunu hissettiriyor ve kentin asıl sahibi oluyoruz.

Masumiyet_Muzesi6

“Beni utandıran (…), bir zamanlar İstanbul’un sokaklarında dolaşmış, evlerinde yaşamış ve şimdi çoğu ölmüş insanların hatıralarıyla kaynaşan bütün bu eşyaların hiçbir müzeye ulaşamadan, hiçbir sınıflamadan geçmeden bu vitrin, çerçeve içine hiç konmadan yok olacağını bilmemdi.” (559)

Bir Roman olarak Masumiyet Müzesi

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk’un hem yazdığı bir roman hem de yaptığı bir müze. Roman 2008 yılında yayımlandı, müze ise 2012 baharında açıldı.

Masumiyet Müzesi romanı ve Müzesi, Pamuk’un 1982 yılında bir aile toplantısında tanıştığı Osmanlı hanedanından Ali Vâsıb Efendi’nin İstanbul’u terk etmeden önce yaşadığı Ihlamur Kasrı’nda rehberlik yapması fikri ile ortaya çıkmış. Şehzadenin çocukluğunu geçirdiği kasrı bir müze rehberi gibi gezdirmesi fikri yazara ilham kaynağı olmuş. Pamuk, İnsanın yaşamış olduğu bir hayatı yıllar sonra bütün eşyalarıyla birlikte başkasına anlatmasının heyecanını böyle hissettim. Bir roman ve müze olarak Masumiyet Müzesi’nin ilk çekirdeği budur!”diyerek projenin ortaya çıkışını anlatır.

Masumiyet_Muzesi8

Romanın hikâyesi 1975 yılından günümüze uzanan, zengin bir ailenin oğlu Kemal ile uzak akrabaları Füsun arasındaki aşktır. Büyük bir kısmı İstanbul’da geçen roman, modern bir ailenin içerisinde büyümüş Kemal ve muhafazakâr bir çevrede yetişen ve yaşayan Füsun üzerinden, Doğu-Batı, cinsellik, aşk ve hayat gibi diğer konular üzerinde de düşündürmektedir.

Pamuk’un önceki romanları ile diyalog içerisinde olan Masumiyet Müzesi, İstanbul’un fiziksel yapısında da kendini, oldukça hissettiren, gündelik hayatın değişimi üzerine de zengin bir malzeme sunmakta. Roman’ın anlatıcısı Kemal’i de kentin içerisindeki bu gelip-geçicilik ve kaybolan hikâyeler rahatsız eder. Bu yüzden Kemal, Füsun ile yaşadığı aşkı kalıcı kılmak, onu her gün hatırlamak için ona ait eşyaları biriktirmeye başlar ve en sonunda koleksiyonunu Romanda da bir müzeye dönüştürür.

Bir Müze olarak Masumiyet Müzesi

Pamuk, 1990’lardan itibaren romanı ve müzeyi baştan beri birlikte düşünür. 1975 ile 2000’lerin başı arasında geçen romanda, geçmişe dönüşler ve hatıralarla birlikte 1950-2000 yılları arası İstanbul hayatının izini de sürebiliyoruz. Masumiyet Müzesi, bu yaklaşımıyla İstanbul’un müzesidir. Kentin belli bir tarihsel dönemine ışık tutan, objeler üzerinden gündelik hayatın akışını okuyabildiğimiz fantastik bir müze kurgusudur.

Bu proje biraz da Pamuk’un biriktirme merakıyla şekilleniyor. Giderek bir obsesyona dönüşen toplama merakıyla ilgili bir söyleşisinde; Benim Adım Kırmızı’yı yazarken bile, bugün müzede sergilediğim ve Keskin ailesinin kullandığı eşyaları, mesela Temiz-İş marka böcek-sivrisinek ilacı pompasını, İstanbul’un eskici dükkânlarından toplamaya başlamıştım bile. Yeni bir eşyayı (mesela bir ayva rendesini) bulduğumda, hem romanım için gerçek ama tuhaf bir ayrıntı bulduğum için sevinir hem de yavaş yavaş büyüyen koleksiyonumun bir gün bir müzede iyi duracağını hayal ederdim. Bir müzede sergilenen eşyalar için tek tek yazılmış notlar şeklinde bir roman kurabileceğim aklıma böyle gelmiş olmalı. diyor Pamuk.

Masumiyet_Muzesi6

Müzecilik tarihinde belki de ilk kez, bir müze kurgusundan edebi eser ortaya çıkıyor. Yıllar boyu oluşturduğu nadire kabinesinden bütünsel bir hikâye yaratan Pamuk, topladığı her obje için, hikâyede ve giderek bir müze yapısı içinde anlamlı bir yer buluyor.

İstanbul’da bir dönemin gündelik yaşamından izler bulduğumuz kurguda, önce objeler toplanmış, sonra da edebi bir hikâyede anlamlı bir yere oturtulmuş. Yani hayali roman kahramanlarının romanın hikâyesi boyunca ilişki içinde oldukları eşyalar, görüntüler, sesler, gerçek bir müzede sergileniyor. İstanbul kültürüne ait gündelik hayatı arkeolojik bir anlatıya dönüştürüyor.

Masumiyet Müzesi, Edebiyat kaynaklı bir görsel üretim deneyimini de müze aracılığıyla gözler önüne seriyor. Sergileme ise romandaki hikâyeye göre yapılandırılmış. Romanda yer alan 83 bölümde geçen objeler, müzedeki 83 farklı kutuda sergileniyor. Masumiyet Müzesi sergileme anlayışı ile özgün bir fikir olarak kendini ortaya koyuyor. Müzede romanda anlatılan kahramanların kullandığı, giydiği, işittiği, gördüğü, biriktirdiği, hayal ettiği objelerin bir kısmı otantik, bir kısmı ise hikâyeyi tamamlaması adına yaratıcı bir ekip tarafından yeniden üretilmiş.
Girişte ziyaretçileri bir “sigara duvarı” karşılıyor. Kemal tarafından biriktirilen, Füsun’un içtiği 4213 tane sigara izmaritine, Pamuk tarafından günün tarihi atılarak, birer cümle yazılmış. Bir video anlatımıyla da desteklenen bu iş Müzenin en etkileyici enstelasyonu.

İkinci ve üçüncü katlarda, kitabın bölümlerine paralel olarak, 1975 ve 1984 yılları arasında Kemal’in biriktirdiği çeşitli eşyaların sergilendiği kutular bulunuyor. Bir küpe teki, sarı ayakkabı, çanta, meltem gazozu, kolonya, parfüm, likör şişeleri gibi, günlük hayatın sıradan eşyaları yer alıyor.

Romanın geçtiği dönemdeki İstanbul’la ilgili sesler için ses mühendisi Cevdet Erek ile çalışılmış, ayrıca eski Türk filmlerinde yer alan İstanbul görüntülerinin yer aldığı bir video kolajı da dönemin geçtiği İstanbul’a ilişkin görsel bir malzeme sunuyor.

Serginin küratörlüğünü yazarın kendisi yaparken, sergileme tasarımı konusunda Alman mimar ailesi Sunder-Plassman ile birlikte çalışılmış. Romanda yer alan Meltem Gazozu’na ise farklı vitrinlerde rastlıyoruz. Yine Meltem Gazosu için yeniden üretilen reklam filminde, arka fonda Boğaziçi köprüsüne rastlıyoruz.

Masumiyet Müzesi, İstanbul’un hâla 20.yy başından kalma geleneksel mimarisini korumaya devam eden sokaklarında, Çukurcuma Mahallesi’nin Tophane’ye yakın kısımlarında yer alıyor, bu ev aynı zamanda romanda Füsun’un ailesinin de yaşadığı yer. En başından beri, müze kurgusuna dönüşecek hikâyenin geçtiği mekân olarak, müzenin koleksiyonunun bir objesi denilebilir. Aynı zamanda Mimarlık eğitimi almış olan yazar, binanın restorasyonu ve müzeye dönüştürülmesi sürecince Türkiye’nin önde gelen mimarlarıyla çalışmış, ancak son imza yine kendisine ait.

Hem bir edebi eser hem de bir müze olan Masumiyet Müzesi, çağdaş müzecilikte bir yer bulacak mı, bulacaksa nasıl bir yer olacak? Kent müzeciliğinde geçişken, deneysel, yeni anlatı modelleri ve içerik tartışmaları açılması için bir fırsat olarak değerlendirilebilir mi?

İstanbul’un hikâyesini anlatmaya tek bir müzenin ve bir anlatının yetmeyeceği aşikâr. Masumiyet Müzesi, İstanbul’u farklı hikâyelerle anlatacak müstakbel bir müze ağının bir parçası olarak da nitelendirilebilir.

* Bu yazı ilk olarak CAMOC NEWS‘de yayınlanmıştır. 

Hakkında Yeşim Kartaler

Müzebilimci. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nin ardından Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Müzecilik Yüksek Lisans Programı’nı bitirdi. Santral İstanbul Müzesi, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Müzesi ve İşbankası Müzesi kuruluş süreçlerinde görev aldı. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nda Kültürel Miras ve Müzeler Uzmanı olarak çalıştı. 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında Topkapı Müzesi’ne Moskova Kremlin Sarayı Müzesi’nden “Onbin yıllık İran Medeniyeti, 2000 yıllık ortak miras” isimli sergisinin getirilmesi ve Topkapı Müzesi koleksiyonunda yer alan bir seçkinin Moskova Kremlin Sarayı Müzesi’nde sergilenmesi süreçlerinin koordinatörlüğünü üstlendi. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi için “Kültürel Miras Yönetimi” adlı ders kitabını hazırladı. Arnavutköy Belediyesi için “Sürdürülebilir Kent Yapmak, Arnavutköy İlçesi Yaklaşımı” isimli proje kitabını hazırladı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen SEKA Kağıt Müzesi Projesi’nde Müze Danışmanı ve Müze Sergi İşleri firmasının kurucu ortağıdır.

Yanıt ver

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.İşaretli alanları doldurmak zorunludur *

*

Yukarıya çık