Google+

“DE FABULA NARRATUR/ANLATILAN SENİN HİKAYENDİR”*

Canan Cürgen Gültaş, MMKD Yönetim Kurulu Başkanı/ Beşiktaş JK Müzesi Direktörü

Anahtar Sözcükler: Müze, müzecilik, meslek, müze profesyonelleri, sergileme, toplum, kent, bilgi, koleksiyon, ziyaretçi, halk, arkeoloji, Beşiktaş JK

Ülkemizde müzelerin topluma bilgi ve eğitim verme misyonu sınırlıdır. Bu durumun temel nedeni, müzenin koleksiyonunu korumak için etrafına örülen duvarın, o koleksiyona halkın erişimini sınırlandıran bir duvar olarak kültür varlığımızı korumakla yükümlü olanlarının zihninde  olmasıdır. Müzenin, bilgisini çıkarıp halka ulaştırmakla görevli olduğu nesneyi “hazine” olarak koruyor ve sergiliyor olması bu sınırlılığın temel nedenidir.

Müzelerimizin ülkemizdeki gelişim ve değişim serüvenine bakarsak; müzenin varlık nedeni, toprak altından çıkartılan kültür varlığımızı yani  “hazineyi” önce korumak/saklamak olduğu için bu başlangıçta doğal bir durum,  zira ilk müzeciler arkeologlarımız. Gerçi Kültür ve Turizm Bakanlığımız bünyesindeki müzelerde müzecilik mesleğini ifa edebilmemiz için arkeoloji ya da sanat tarihi lisansına sahip olmamız gerekmektedir. Müzecilik lisansına ya da yüksek lisansına sahipseniz yeterince müzeci değilsiniz(!) Biz müzenin tanımını ve müzecinin kim olduğunu, ne iş yaptığını tartışmaya ve mevcut durumu, müzelerde çalışan meslektaşlarımız, müzecilik lisans ve yüksek lisans mezunlarımız, üniversitelerimizin ilgili bölümlerinde görevli akademisyenler, Uluslararası Müzeler Konseyi(ICOM) ve Müzecilik Meslek Kuruluşu (MMKD) üyesi meslektaşlarımızla sorgulamaya devam edeceğiz elbet; zira medeniyet şüphe ile başlar. Umarım çok uzak olmayan bir gelecekte Bakanlık yetkilileri ile de aynı masa etrafında konuşabiliriz.

Yeniden odağımıza dönersek, uygarlık ve kentli toplumlara dair incelemeler hızlı bir bakışla; milat öncesi yerleşimler, antik çağ yerleşimleri, Marmara için Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet ve sonrası, sanayileşme ve sonrası olarak tema ve kronolojilere ayrılıyor. Müzelerimiz de sanat tarihi ve toplumsal tarih yazarlarının bu kategorik yaklaşımı ile dönemlere birer puzzle parçası gibi yerleştirilen objeler etrafında bir “hikâye” anlatıyor. Bu hikaye anlatımı, orta sınıfın burjuvaziyi kutsayan, onun ön yargı ve kabullerini vurgulayan biçimde sergilemenin ötesine henüz geçemedi.

Bir günü nasıl yaşarsınız? Sürekli saate bakarak mı? Gün bittiğinde yaşadıklarınızı saatiyle hatırlar mısınız? Bu mümkün değil! Belleğimizde günden kalanlar olur; sesler, renkler, kelimeler, kokular olur. Her birimiz bir dününü hikâye etse, diğerine anlatacakları temelde bunlardır. Yani toplumun belleği benzer hikâyeleştirmelerle çalışır. Peki müzelerimizde dünü nasıl anlatıyoruz? Bithynialı, Prusiaslı, Pers, Lidyalı kimdir? Hangi sesleri işitmiş, renkleri görmüş, kelimeleri söylemiştir? Ne işler yapmış, hayatını nasıl kazanmıştır? Müzenin dili onları hayali bir cemaat olmaktan nasıl çıkarır? Bugünün toprağına basan biz ziyretçilerine, onların da bizim gibi sıradan, bizim gibi gündelik kaygıları da olan insanlar olduğunu nasıl anlatır?

Temel mesele şu; müze küratörleri, müze tasarımcıları, koleksiyon yöneticileri, sanat tarihçiler, danışma kurulları ve mütevelli heyetleri, belediye başkanları ve daire başkanları, müsteşar ve bakanlar, hepimiz bilmeliyiz ki müzelerimizi yalnızca ziyaretçi sayıları ve bilet gelirleri ile değil; bilginin ve estetik beğeninin dolaşımının ve doyurulmasının mümkün olduğu bir kültür politikasını içerecek şekilde donatmalı, müzenin hikayesi ve kendini ifade ettiği dil üzerine düşünmeliyiz.

Müze koleksiyonları arzu nesnesinden bilgi nesnesine dönüşmelidir. Koleksiyonlarımızın sergilenmesi ile halkın hikâyesinin araştırılıp yansıtılması olguları birbiriyle ilişkilenmelidir. Müze, koleksiyonunu oluşturan geçmiş halkların bilgisini  sunduğu bugünün halklarına yüzünü dönmeli,  arasındaki ilişkiye bir bütün olarak bakmalıdır. Kent müzelerinde, işsizliğin, yoksulluğun, göçün, kalabalığın, kimlik sorunları ve suçun, kent kirliliği ve hastalığın, yani gerçeğin anlatısı olmalıdır. Bu anlatı kadınlara ve diğer cinsiyet kimliklerine, çocuklara da seslenmelidir. Onlar da geçmiş ve bugünün kesintisiz sosyo-ekonomik, kültürel ve politik anlam katmanlarında kendilerini bulmalıdır. Geleceği buradan kurmalıdır.

Bu genel tespiti olumlu yönde değiştiren müzelerimiz elbette var. Bu müzeler en hayati olgunun, kentsel çevrede geçmişe ve bugüne dair deneyimlerin önemli olduğunun farkındalar ve bu deneyimlere dair araştırmalar yapıp, komşularıyla bu yönde ilişki kurarak eriştikleri bilgiyi müzelerine taşıyorlar. Bu örnekleri gördükçe mesleğimizle gurur duymaya başlıyoruz.

Çanakkale’de 2018 yılında ziyaretçilerine kapıların açan Troya Müzesi bunlardan biri. Müze, Troya antik kenti ve yerleşimini anlatan bir hikaye üzerinde koleksiyonunu sergiliyor. Müzenin girişinde, içeride sıkça karşılaşılacak kavramlar arasında jeolojiden ödünç alınarak verilen “Statigrafi” kavramı, sergilemenin temel mantığını oluşturuyor. Canlılar ve nesneler farklı zaman periyotlarında dünya çapında yer aldıklarından, bunların varlığı veya yokluğu, niteliği ve niceliği, içinde bulundukları kayaçlar incelenerek öğrenilebilir. Temel prensiplerden biri; “Her tabaka, bir engel onu durdurana kadar yatay olarak genişler.” Sanırım bu ifade tarihsel sürekliliği en iyi şekilde anlatıyor; bir uygarlık ya da kültür diğerine son verene ya da onu kendi bünyesine alana kadar devam eder. Troya Müzesi’ndeki koleksiyonun tarihe tanıklığı, bu katmanlı anlatım dilinin sergilemede de takip edilebilmesiyle kavrayışımızda kolay işlenebilir ve keyifli hale geliyor. Müzede gördüklerim mesleğimin geleceğine dair sevindirici ve umut verici. Koleksiyonun sergileme bağlamında gördüğüm bir tek örnek burada olma nedenimi açıklıyor: İlk Tunç Çağı Pişmiş toprak testi üzerindeki bezemeler ve çağdaş Akköy testileri.

  Günümüz Akköy testileri ve İlk Tunç Çağ Pişmiş Toprak testi, Troya Müzesi, 2019

Müzede bu iki sergileme yan yana. Milattan önce 3000’lere tarihlenen toprak testi ile bugün Emine Hanım’ın çömlek atölyesinde üretilen testiler aynı geleneğin devamı. Kullanılan malzemede süreklilik var, bezemede süreklilik var. Bugünün toprağına ayaklarını basan izleyicinin müzede gördüğü bu kültürel süreklilikte asıl gördüğü kendisi. Kendisinin hikayesi. Bir başka örnek ise Polyksena Lahdi ve hikayesi etrafında. Lahdin etkileyici görselliği, üzerine işlenen kabartmada Paris, Akileus ve Polykesna’nın öyküsü. Lahdin bulunduğu Granikos Mevkii’nin halk arasındaki adı “Kızöldün”. Polyksena’nın öldürüldüğü yer bugün onun trajik ölümüne doğrudan referans veren bir isimle anılıyor halk arasında. Bu örnekte de coğrafi sürekliliğin izini koleksiyon ve sergilemenin bize sunduğu bilgi üzerinden sürebiliyoruz.

   

Polykesna Ladhi, Troya Müzesi, 2019

İkinci ve son örnek Beşiktaş JK Müzesi’nin kentliyle ve kent belleğindeki semtli ve/veya taraftar olarak Beşiktaşlılık durumu ile kurmaya çalıştığı ilişki hakkında. Şehirler, aynı organizmalar gibi sürekli gelişen ve değişen, canlı yapılar. Katmanlaşan yapılaşma ile kentin kimliği ve çehresi sürekli değişiyor. Bu yapılaşma içinde bizi var eden, geçmişle kurduğumuz ilişkinin mihenk taşları olan yapıların gözden kaçtığını, hikayenin izlenemez ve anlaşılmaz olduğunu, bağlamın koptuğunu fark ediyoruz. Bu farkındalık ile, Beşiktaş JK Müzesi’nin kentin belleğini tutan bir mekân olmasında  yola çıkarak “Karakartal’ın İzinde Beşiktaş Semt Turu” adlı bir tur tasarladık. Semt’in Beşiktaş Jimnastik Kulübü ile paralel işleyen hikâyesini; günümüze kalan yapılar, sokaklar, bu sokaklarda yaşamış her kesimden insan üzerinden, yani mekânın mimari kimliği ve sosyo-kültürel durumu üzerinden okumayı ve anlatmayı amaçladık. Bu tura katılanlar, turda gördüklerinin yansımalarını Beşiktaş JK Müzesi’nde de bulabiliyor ve bu büyük tablo katılımcıların zihinlerinde de tamamlanmış oluyor.

    

Beşiktaş Şeref Stadı, 23 Ağustos 1957, Beşiktaş JK Arşivi –  Çırağan Sarayı Bahçesi, 2019

 İstanbul’un Beşiktaş semtinde 1903 yılında aynı adla kurulan bir spor klübü olan Beşiktaş JK, 116 yıl aynı yerde katmanlaşan hafızanın üzerinde yer alıyor. Tasarladığımız ve uyguladığımız semt turunun temel amacı, semtin tarihini Beşiktaş JK’nın tarihi ile ilişkisi üzerinden anlatmak. Tur boyunca katılımcıların, Beşiktaş’a dair önemli hafıza mekânlarını daha yakından tanımaları ve semt kimliği ile örtüşen Kulüp değerlerini anımsamalarını amaçlamaktayız. Müze Koleksiyonu ve Şeref Turu adını verdiğimiz stadyum turu ile, tarihi ve kültürel değerlerini taraftarlarına ve sporseverlere farklı deneyimlerle sunan Beşiktaş JK, Semt Turu’yla tarih ve kültürle örülü Beşiktaş sokaklarında, kulüp geçmişinin izlerini arıyor.

    

Beşiktaş Semti, Akaretler Yokuşu, 1960’lar- 2019

“Bizans dönemine uzanan yerleşimi ile Boğaziçi’nin en eski köylerinden sayılan Beşiktaş; Osmanlı Sarayları, hasbahçeleri, Karakartal’ı, modern okulları, açık hava sinemaları, kozmopolit mirası ile biliniyor. Kaptan-ı deryaların semti Beşiktaş’ın, çarşısı ve ÇARŞI’sı, esnafı, yemyeşil parkları, seküler yaşam biçimi, politik duruşu, Boğaz kültürü, enerjik genç nüfusu, aktif kültür hayatı ile tanınıyor. Beşiktaşlıların köklü semt kimliğine eşlik eden güçlü aidiyet duygusunun bir sebebi de kuşkusuz bu semtte kurulan Beşiktaş Jimnastik Kulübü. Beşiktaş JK, sokaklarında yüz yılı aşkındır futbol oynanan, futbol konuşulan, izlenen, doğduğu semtte taraftar kitlesini oluşturan semt sakini ile beraber varlığını sürdüren şanslı bir kulüp.

Karakartal’ın izinde Beşiktaş JK Semt Turu ve Şeref Turu, 2019

Bu doğrultuda oluşmuş bellek, bugünün insanına aktarılması gereken bir kıymet. Bunun için en uygun yöntem de deneyim aktarımı. Beşiktaş’ın ismi nereden geliyor? Kulübün kurulduğu dönemde Beşiktaş nasıl bir semtti? Kara Kartal tezahüratı nasıl doğdu? Beşiktaş’ı Beşiktaş yapan değerler nasıl oluştu? Kim bu Beşiktaşlılar? Beşiktaş semti içinde kulüp, semt ve spor tarihimize ışık tutan önemli kent mekanlarını, esnafından paşasına kentli şahsiyetleri ve şehir efsanelerini içeren yürüyüşümüz Çırağan’dan başlayarak semtin kalbi Köyiçi’ne ve ardından Vodafone Park’ın içinde yer alan Türkiye’nin ilk tescilli spor müzesi Beşiktaş JK Müzesi’ne bağlanıyor.

Beşiktaş İnönü Stadı ve “Beleştepe”,1971- Beşiktaş JK Vodafone Park, 2019

Turda görülenler ve anlatılanlar günümüzde var olan ve bugün artık olmayanların bir örüntüsü. Tur müzeye ulaştığında bu örüntüdeki boşluklar, müzenin belleğindeki bilgi ile tamamlanıyor. Kentlinin müzeye erişimi bir kent deneyimi olarak gerçekleşiyor. Bu deneyiminin paydaşlarının cinsiyet kimlikleri, yaşları, meslekleri, etnik kimlikleri kent halkı olmak potasında homojenleşiyor. Varsıllar, emekçiler, göçle gelenler ya da yedi göbek İstanbullular; herkesi Beşiktaşlı olmak birleştiriyor.

Beşiktaş JK Müzesi 2019

Müzeler tek başlarına var olamazlar. Yapıları ve yaşayanları ile kenti, anlattıkları hikâyenin ayrılmaz bir parçası ve kentin diğer kurumlarını birer ortak olarak görmeleri gerekir. Bu ortaklar, eğitim kurumları, kültür kurumları, arşivlerdir. Müzeler bu işbirliklerini kurmalı ve hizmetinde oldukları halkın sosyal ve kültürel gelişimine yardımcı olmalıdır. Kentlerin çağlar boyunca yaşadıklarını sadece nesnelere dayalı bir sergileme ile tam olarak anlatamayız. Görünmeyenin, emekçinin, sıradan olanın öyküsüne gereken ağırlığı vererek, zengin ve nüfuzlu olanın geleneksel öyküsünü anlatmaya bir son vermemiz gerektiğini kabul etmeliyiz.

Kentler var oldukça anlatılan hikayenin hiç bitmeyeceğini, anlatılanın bizim hikayemiz olduğunu, sadece bilgi değil esin kaynağı olduğumuzu hep hatırlayalım. Müzelerimiz kent yaşamının önemli bir parçası olarak belleklerde yer etmelidir. Yeni kitlelerin ziyaretçi olarak kazanılması, müzelerin seçkinlerin gittiği yerler olduğu düşüncesini kırar. Özellikle sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik açıdan geri bırakılmış kent halklarını -ki kente ilişkin yorumlarımızda yer vermemiz gereken çoğunluktur-  ziyaretçimiz kılmalıyız. Anlatılan bizim hikâyemizdir.

*Bu makale 20 Kasım 2019 tarihinde Bursa Osmangazi Belediyesi Panorama Müzesinde gerçekleşen “Müzelerde Katılım ve Popülerlik” başlıklı Kenneth Hudson Seminerinde sunulmuştur.

 

Hakkında Cânan Cürgen Gültaş

‘80 ihtilâlinden önce doğdu. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Ana Sanat Dalı’nda Tasarım ve uygulama eğitimi aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi Müzecilik Yüksek Lisans Programı’nda öğrenim gördü. Yerel Yönetimlerde, Kültür Bakanlığı’na bağlı resmi ve özel galeri ve müzelerde çeşitli görevlerde çalıştı. Beşiktaş JK Müzesi Müdürü olarak görev yapmakta, 2015 yılından bu yana Müzecilik Meslek Kuruluşu Derneği’nde Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütmektedir.

Yanıt ver

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.İşaretli alanları doldurmak zorunludur *

*

Yukarıya çık