Google+

“Etnografya müzeleri gibi, bir kent müzesi çöplüğüne dönüşme riskiyle karşı karşıyayız.”

Geçtiğimiz ay Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi ev sahipliğinde düzenlenen, VI. Çanakkale Müzeler Buluşması’na katılan ve etkinlikte öne çıkan konuları MMKD için kaleme alan E. Mine Bora, yine aynı etkinlik kapsamında Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi Koordinatörü Cevat İnce ile görüşerek, etkinliğin ana teması somut olmayan kültürel miras ve kent müzelerinin günümüzdeki durumu hakkında düşüncelerini sordu. 

CanakkaleKentMuzesi-1

Çanakkale Müzeler Buluşması’nın ardından neler düşünüyorsunuz? Bu buluşma nasıl gerçekleşti? Ne planlıyordunuz ve sonucunda amacınıza ulaşmış olduğunuzu söyleyebilir miyiz? 

Çanakkale Kent Müzesi kurulduğundan beri her sene düzenlediğimiz bu aktivitede, müzeciler ve müzecilikle ilgili diğer disiplinlerden kişilerin bir araya gelerek ortak sorulara yanıt aramak yerine ortak sorular çıkarması gibi bir derdimiz var. Bunun çıkış noktası, Çanakkale’deki müzeler kendi aralarında neler yapabilirdi ve kent dışındaki deneyimlere de ihtiyacımız olduğuna karar verdik. Bu sene somut olmayan kültürel miras ve müze konusunu ele aldık, fark ettik ki geçmişte kent müzelerinin yaygınlaşması gibi bu sefer de somut olmayan kültürel miras müzeleri öne çıkmaya başladı. Özellikle Ankara merkezli olarak yoğun bir şekilde devam ediyor. Somut olan/taşınır-taşınmaz kültür varlıkları konusunda Avrupa’nın yüz yıllık, bizim ise 30-40 yıllık bir birikimimiz var. Binalar restore ediliyor, yeniden işlev veriliyor, müzeler yaratılıyor vs. ama somut olmayan kültürel mirasın yaşam içindeki yeri nedir? Konferanstan anladığım, herkesin bu konuda kafası karışık. Özellikle halkbilimciler somut olmayan kültürel miras kavramını yaşayan bir şey olarak algılıyorlar. Yaşaması için de gayret gösteriyorlar. Yaşamın süreç içindeki dönüşümüne ve somut olmayan kültürel mirasın biçim değiştirmesi konusunda da hemfikirler. Bu, bizim müzecilik anlayışımızla örtüşüyor, paralellik var. Somut olmayan kültürel miras müze içinde kullanılabilir bir malzeme, hikayesi çok önemli bu aşamada.. Aslında arkeoloji de buna benzer, o da bir hikaye üzerinden gidiyor. Dolayısıyla, somut olmayan kültürel mirasın verileri her aşamada kullanılabilir. Hamam müzeye dönüştürülürken yine hamam kimliğiyle müze olması, yeniden işlev verilmesidir. Yaşayan ve devam eden, görünürlülüğe ihtiyaç duyan somut olmayan kültürel mirası ortaya çıkarmak hedef, müze içinde veya dışında bu yapılabilir. Dikkat ederseniz kent müzeleri genelde eski eserdir ve müze içinde somut olmayan eserler ağırlıklı olarak yer alır. Mesela Karagöz’ü günümüze taşıyabilmeliyiz bence. O nüktedanlığı, hicvi, yönetime başkaldıran tavrıyla deneyimlerimiz içinde yer almalı.

Kent Müzesi’nde yapılan sergilerde somut olmayan kültürel mirasın hikayeleri içerik olarak yansıtılabilir mi?

Tabi, özellikle Kent Müzesi’ni bellek olarak ele aldığınızda doğrudur. Biz burada somut olan ve olmayan kültürel mirası biriktirmeye çalışıyoruz. Somut olmayan kültür miras dediğinizde miras, kullanılabilir ve tüketilebilir bir şeydir. Toplum tarafından korunmaya ihtiyacı olmayan bir kavram olarak da düşünülebilir. Bu yüzden ‘kültürel birikim’ diyebilmemiz mümkün mü? Kavramsal bazda çevirisini yapmamız gerekiyor. Bu konferans, ortak dil yaratmak açısından iyi bir başlangıç oldu. Somut olmayan kültürel mirasın uzmanlığı tarafında yer alanlar, müzeyi tasarlarken eski etnografya müzelerindeki hatalara yakalanmak istemiyorlar. Dokunulabilir ve uygulanabilir müzeler yaratmak istiyorlar ama bunların da  sınırı olmak zorunda, çünkü işin içine koruma da giriyor. Örneğin, sergilediğiniz malzeme, nasıl konserve edilecek?  Konservasyonla ilgili bir bakış açısı yaratma zorunluluğumuz var. Envanter hazırlamak da çok önem taşıyor bu seviyede, bana kalırsa artık halkbilimcileri de müzenin bir kolu, çalışanı gibi görmemiz gerek. Örneğin müzelerde eğitim konusunda, halkbilimcilerden yararlanılabilir. Özellikle yazılacak eğitim programlarında, halkbilimin yöntemleri ve araçları kullanılabilir. Gösteri sanatlarında kullanılacak malzemeler ve sergilemeler konusunda da faydalı olabileceklerini, zenginlik katacaklarını düşünüyorum. Önümüzdeki yıllarda bunların üzerinden de bir tartışmaya gidilebilir.

Çanakkale Kent Konseyi’yle nasıl bir ilişkiniz var? Örneğin, Kent Müzesi’nde yapılacak sergileri önce tartışır mısınız?

Çanakkale Belediyesi lojistik yönden destek oluyor. Konsey ise, sergilenecek malzeme konusunda arşivlenecek bir durum söz konusu olduğunda devreye giriyor. Onun haricinde bağlantılar yoluyla kişisel başvuruyla da sergi kararı verilebiliyor. Yeter ki, o konuyla ilgili bir şey yapma isteği açığa çıkmış olsun. Örneğin, şu anda Mahrukatçılarla (Odun Kömür Satıcıları) ilgili bir sergi yapıyoruz. Araştırdığımızda ve iletişime geçtiğimizde anladık ki, ciddi bir malzeme var ve gittikçe kayboluyorlar. Çünkü doğal gaz var. Kömür odun yakan ev sayısı azalıyor, kent 5 yıl içinde tamamen doğal gaza geçecek ve bir kaybolan meslek grubu ortaya çıkıyor. Yalnızca mangal kömürü sağlayan bir pozisyona hapsoluyorlar. Şu an sayıları 9 ve işi en başından yürüttükleri için bir hikayeleri var. Röportaj yapıyoruz, eski belgeler ve resimler bulunuyor. Sözlü tarih çalışması yapıyoruz, hepsi kayıt altındadır. Sergiyi sadece görsel olarak değerlendirmiyoruz. Onu bir araç olarak kullanarak arşiv için malzeme biriktiriyoruz. Kent Müzesi’ne malzeme topluyoruz. Ses ve fotoğraf arşivi de yapıyoruz. Diğer kurumsal arşivler gibi, belgeye dayalı arşivden öteye gidiyoruz. Teknolojiyle gelişen yeni bir arşiv biçimi ortaya çıkıyor. Osmanlı arşivi, Cumhuriyet Arşivi veya Belediye Arşivi’nden değişecek tarafı bu. Kentin geçmiş dönemden itibaren merkezi otoriteyle olan ilişkilerini görmek çok önemli.  Kentin ne kadar müzenin içine dahil olduğu hassas bir konu, bunun üstüne gidebilmeliyiz. Biz devam ediyoruz, halka müzenin tanıtımını da yapıyoruz.

Çanakkale Kent Müzesi’ni diğer kent müzeleriyle karşılaştırdığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hiçbir müzeyle karşılaştırmıyorum bir kere. Çanakkale’nin kendi içinde yarattığı gibi her kent kendi içinde müzesini yaratır. Dolayısıyla her kent, kendi müzesini yarattığı için, her müze doğal olarak birbirinden farklı olmak zorunda. Örneğin, kapalı toplumlarda o kültürü müzede de sergileyeceğiniz için, tepki çekmez. Kullanacağınız araçlar da farklı olacaktır. Açık toplumlarda, örneğin, ben hikayeni anlatır mısın?, dediğimde farklı bir biçimde yansıyacaktır. Daha kuvvetli bir anlatımla anlatılmasını isteyecektir. Kent içerisindeki hiyerarşiye göre, müzede yer talep edecektir. Dünkü konuşmadaki etnografya müzeleri gibi, bir kent müzesi çöplüğüne dönüşme riskiyle karşı karşıyayız. Çünkü Kent Müzesi kavramı henüz oturmadı, yeteri kadar üzerinde tartışmadık. Müzeler arası rekabet her zaman var, benim obje sayım diğer müzeden fazla mı az mı, süreli sergi sayısı kaç, ziyaretçi sayısı nasıl gibi. Bence, nitelikli ziyaretçi dediğin bir şey var; müzeyi gezen kullanan ve bir daha gelen ziyaretçi. Kent müzesi için bunu çok önemsiyorum çünkü kent müzesinin amacı, kenti pazarlamak değil kent kimliğinin inşasını oluşturmak için kurulmuş olmasıdır. Dışardan gelen ziyaretçi, kentliyle beraber müzeyi kullanabilir olsun, isteğim budur. Dışarıdan gelenin merakı yanında kentlinin de kendini öğrenmesi için, yine ilişki kuracağı yer müze olmalıdır.

Konferansta geçen ‘müzelenme’ ve ‘müzeleşme’ aynı anlamda mı kullanılıyor?

Arada ufak bir fark var. Örneğin, Bursa Karagöz Müzesi artık müzeleşmiş. Orada bir şey halihazırda mevcut. Müzelenmesi ise, müzeye girecek obje olması demek. Müzelenme hal, müzeleşme durum bildiriyor.

Müzecilik Meslek Kuruluşu Derneği hakkında birkaç şey söylemek ister misiniz?

Her derneğin bir emekleme dönemi olduğunu düşünüyorum. Gelecekte çok daha iyi bir konumda olacağınıza güvenim var. Başarılar sizinle olsun!

Görsel: Özlem (Yan) Devrim

Hakkında MMKD

Türkiye'de müzecilik platformu // bilgi@mmkd.org.tr

Yanıt ver

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.İşaretli alanları doldurmak zorunludur *

*

Yukarıya çık