Google+

Müzede Öğrenme Kültürü

Zeynep Toy’un, Ankara müzeleri ile ilgili yazısını okurken özellikle müzede objelerin sadece arkeologların anlayabileceği şekilde adı, yılı ve malzemesinin yazılı oluşu üzerinde düşündüm. Bu durum sadece arkeoloji alanında değil, müzelerin temasına ve koleksiyonlarına göre farklı uzmanlık alanlarında da yaşanan bir soruna işaret ediyor. Bu sorunu çözmenin bir yolu müze eğitimi alanı ile ilgilidir. Acaba bir müze ziyaretinde anlamlı öğrenme olması ve ziyaretçinin tekrar müzeye gelmek istemesi için ne yapabiliriz? Bu durum çocuğa, gence, yetişkine göre değişir mi? İnsanların farklı yaşlarda ve dönemlerde farklı özellikleri vardır.  Eğer biz müze yaşantısının onlar için kalıcı ve çok yönlü gelişmeleri sağlamasını istiyorsak şu sorularla başlamalıyız:

Müzede çocuklar ve gençler için ne yapmak istiyoruz? Amacımız nedir? Onlar ne istiyor? Ne hissediyor? Biz bunu biliyor muyuz? Bilmiyorsak nasıl öğrenebiliriz? Çoğu zaman bu sorular yerine hangi etkinlik, teknik, eser ya da oyunu seçelim sorusu ile başlıyoruz ve biz onlar adına karar veriyoruz. Yöntem, teknik, etkinlik ya da oyun belli bir amacı gerçekleştirmek için kullanabileceğimiz araçlardır. Çeşitli müzelerde yapılan “eğitim etkinlikleri” ile ilgili “Peki ne öğrendiler?” ya da “Amaç neydi?”  sorularına tatmin edici bir cevap alamayabiliyoruz. Oysa çocuk ya da genç müzede çok eğlenmiş olabiliyor. Müzede eğlenmenin yanısıra neler amaçlanabilir? 

Özgüven, farkındalık, duyarlık geliştirme, problem çözme, eleştirel bakış ve düşünme, sergiler ve objeler ile temalar, kavramlar, insanlar ve yaşam arasında ilişki kurma -iletişim ve sosyal etkileşim, hayalgücünü kullanma, gözlem, keşif ve araştırma yapma…

Bunlar insan için yaşamda çok gerekli olan özellikler ve müze eğitimi de bu sürece katkıda bulunabilir.

Müzede aktif öğrenme olabilmesi ve bu özelliklerin kazanılabilmesi için, gözlem ve uygulama yapma, kanıt toplama,  gözledikleri ve yaptıkları ile ilgili duygu ve düşüncelerini farklı biçimlerde anlatma, gözlem ve uygulamalarını diğer çocuklarla/gençlerle/insanlarla paylaşma gereklidir. 

Eğitim süreçlerinde çok rastlanan bir durum, sorular sorarak eğitimcinin bildiği ya da  düşündüğü “doğru cevab”ın bulunmasını sağlamaktır. Oysa yararlı olan, kişiye göre değişen farklı bakışları, yorumları ve cevapları yakalamak, düşündürmek, duygulandırmak ve harekete geçirmektir.  

Görsel düşünme stratejileri de bu amaca hizmet etmektedir. Belli bir obje, eser ya da sergiyle ilgili her bireyin ne gördüğü,  gördüklerini neye dayandırdığı, nasıl anlamlandırdığı ve başkalarıyla nasıl paylaştığı önemlidir. 

Müze eğitiminde önce insanı bir bütün olarak ele almamız gerekiyor. Her yaştaki insan için öncelikle araştırmamız, gözlememiz  ve öğrenmemiz gereken özellikler vardır: 

  1. Ne düşünüyor? Hangi bilgileri kullanıyor? Hangi yönden bakıyor? 
  2. Nelere ilgi duyuyor? Ne hissediyor? Neye önem/değer veriyor? 
  3. Nasıl algılıyor? Davranışları nasıl? 

Eğer biz müze eğitimi yaptığımızı düşünüyorsak, önce bu soruların cevaplarını bulmamız, insanlar, çocuklar, gençler adına karar vermeden önce onları dinlememiz ve öğrenmede keşif yapmakta özgür bırakmamız gerekiyor. Gözlem, soru sorma ve etkileşim bu amaç için yararlı olan süreçler… Bu işi yapabilirsek müzelerin yönetimi, işleyişi, sergileri ve mekan tasarımları ile ilgili eksiklik ve hataları da telafi edebiliriz. Hatta müzelerde büyük değişimleri beklemeden insan yetiştirmede müzeden yararlanabiliriz. Örnek olarak, 2006-2009 yıllarında hazırlanan Anadolu Medeniyetleri Müzesi Senden Önce Anadolu Eğitim Kitapları’ni verebiliriz. Bu projede müzenin mevcut özellikleri değerlendirilerek uzmanların,  öğretmenlerin ve eğitimcilerin katkısıyla eğitim sürecinde anlamlı öğrenmeyi sağlayıcı  materyaller geliştirilmiştir.

Senden Önce Anadolu Projesi Eğitim Kitapları, Anadolu’nun günümüze kadar kucak açtığı uygarlıkları çocuklara tanıtmayı amaçlamaktadır. 

Proje ürünü kitaplarda geçmiş; buluntular, haritalar, özgün çizimler, görseller, etkinlikler, tarihi kişilikler ve kahramanlar üzerinden konuşma dilinde, terimlerden arınmış, yalın ve seçilmiş bir dil kullanılarak çocuklara anlatılmaya çalışılmıştır. 

Anadolu’nun dünya tarihindeki yeri kültür boyutu bağlamında öne çıkarılarak çocukların tarihe yansız, ve ötekileştirmeden benimseyen çok yönlü bir bakış açısı ile bakması sağlanmaya çalışılmıştır. 

Tarihi sevmek, eğlenerek ve aktif katılım ile uygarlıklar hakkında bilgilenmek, kendi yaşadıkları yer ve zamandan bakarak yaşadıkları çağ ve yer için farkındalık oluşturmak, Anadolu uygarlıklarını tek başına değil, ilgili dönemlerde komşularıyla bir bütün halinde ele alarak, tarihin savaşlar ve kahramanlar tarihi olmanın ötesindeki boyutu görmek, yani tarihe barışçı, yansız ve ötekileştirmeden benimseyen bir bakış açısı  geliştirmek amaçlanmış ve çocuklara rehber olunmaya çalışılmıştır. 

Çalışma; tarihin anlaşılıp kavranmasında müzelerin yerine ve önemine de dolaylı olarak vurgu yapmış, müzede sergilenen objeler ve özellikleri ile kültürel yapıların aydınlatılması ve çocukların yaşamına bağlanması vurgulanmıştır.

Ancak 2009 yılından beri bu materyallerin amacına uygun olarak ve müze eğitimi çerçevesinde nasıl kullanıldığının araştırılmasında yarar vardır… 

Hakkında Fersun Paykoç

Yanıt ver

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.İşaretli alanları doldurmak zorunludur *

*

Yukarıya çık