Google+

Zamanın Mekanları, Müzeler

“Küreselleşme olgusuyla birlikte gerek kültür kavramına bakışta, gerek teknoloji ve iletişimde yaşanan gelişmeler sadece hayatlarımızı değiştirmek ile kalmadı, insanın değdiği ve insana dair herşeyi yeni baştan planlamamızı gerektirdi. Bu bağlamda, müzeciliğe anlam katan modern yaklaşımlar ve bu değişimin sebep ve sonuçları bu yazının konusu olarak bu yüzden seçilmiştir.”

Aralarında Ankara’da bulunan PTT Pul Müzesi ve Mersin Deniz Müzesi‘nin de bulunduğu çeşitli müze projeleri yürüten Tasarımhanenin kurucu ortaklarından Mimar Güzin Erkan‘ın İstanbul Art News Nisan 2014 sayısında yayımlanan yazısı, müzecilikteki modern yaklaşımlara ve müzenin kavramsal değişikliğinin sebep ve sonuçlarına odaklanıyor.

Zamanın Mekanları, Müzeler

Müze tanımı Uluslararası Müzeler Komitesince (ICOM) 2007 yılında “Toplumun ve gelişiminin hizmetinde olan, halka açık, insana ve yaşadığı çevreye dair tanıklık eden malzemelerin üzerinde araştırma yapan, bu malzemeleri toplayan, koruyan, bilgiyi paylaşan ve sonunda inceleme, eğitim ve zevk alma doğrultusunda sergileyen, kâr düşüncesinden bağımsız, sürekliliği olan bir kurum” olarak ifade edilmiştir.

Ankara Ptt Pul Muzesi

Geçmişte müze denince akla sadece arkeoloji müzeleri gelirdi ve çoğu şehirde tek müze olma görevini Arkeoloji Müzeleri üstlendiği için de Türk insanında doğal olarak müze tanımı eski eser sergilenen yapılar olarak karşılık bulur. Oysa ki müzeoloji tanımı bundan ibaret değil tabii ki, bu öğreti ve tüm dünyada karşılık bulan çağdaş müzecilik alanındaki araştırmalar ve yenilikler önümüzde yepyeni bir dünyanın kapılarını da açtı. Küreselleşme olgusuyla birlikte gerek kültür kavramına bakışta, gerek teknoloji ve iletişimde yaşanan gelişmeler sadece hayatlarımızı değiştirmek ile kalmadı, insanın değdiği ve insana dair herşeyi yeni baştan planlamamızı gerektirdi. Bu bağlamda, müzeciliğe anlam katan modern yaklaşımlar ve bu değişimin sebep ve sonuçları bu yazının konusu olarak bu yüzden seçilmiştir.

Müze ve müzecilik kültürü çok da eskiye dayanmayan ülkemizde ve bizim gibi Avrupa’nın doğusunda ve gelişmekte olan ülkelerde müzecilik kültürü, birincisi tarihi ve kültürel mirasın korunması, ikincisi ise “batılılaşma” göstergesi olarak çağdaş bir kurum olma temelleri üzerine ortaya çıkmıştır. Bu süreç içerisinde ilk hedef geçmişten günümüze baki kalarak müzecilik anlayışının kurumsallaşmasına etki ederken, ikincisi ne yazık ki “Batı’ya yaklaşmak” fikrini “Batı’yı kopyalamak” olarak görmüş ve bu hali ile bu toplumlarda kendi halkı ile hiçbir zaman bütünleşememiştir. İşte tam da bu noktada “müzenin toplumsal rolü” kavramı ortaya çıkar ki bu tanım bizim çağdaş müzecilik anlayışımızdaki temel noktayı oluşturur.

Ankara Ptt Pul Muzesi

Avrupa’da 1950’li yıllara yansıyan değişim ve dönüşüm süreci müzeleri toplumdan kopuk sırça köşklerinden çıkarmış, topluma hizmete yönelik bir yaklaşım sonucu birey ile bütünleşmeyi hedefleyen, kamusal alanın demokratik kurumlarından biri olarak aktif bir rol ile karşımıza çıkarmıştır. Ülkemizde ise bu değişimin farkında olunmakla birlikte uzun yıllar uygulamaya geçirilememiştir. Son yıllarda yapılan hızlı ve çok yönlü atılımların bu alanda çalışan ve üreten kurumları ve dahi insanları hayli zorlamasının ve çabuk öğrenme zorunluluğumuzun temeli bu gecikmeye dayanır ve desteklenmesi şarttır.

Oturmuş bir müzebilim eğitiminin ve müzeolog diye bir kadronun olmadığı ülkemizde bunca yıldır geleneksel müzeloji kavramının yükünü çoğu zaman hiç karşılıksız taşıyan arkeologlar ve sanat tarihçiler dışında elbette ki bu işi üstlenebilecek yeni ekiplere, yeni bakış açılarına ve farklı formasyonlara ihtiyaç var.

Geleneksel müzecilik anlayışı arama, toplama, koruma, bakımını yapma ve sergileme misyonlarını taşıyordu ve fakat modern müzecilik anlayışı tüm bu misyonlara ek olarak iletişim kurma, eğitme ve öğretme esasına dayanan daha etkin, dinamik, etkileşimci ve katılımcı bir bakış açısı içeriyor. Dolayısıyla temel amaç daha çok müzelerin koleksiyonları ile toplumların ihtiyaçları ve ilgileri arasında ilişki kurabilme esasına dayanıyor ve başlangıç noktası da nesneden (koleksiyondan) özneye (ziyaretçiye) yani insanın kendisine doğru evriliyor. Müze ziyaretçisinden çok müze kullanıcısı lafının literatürde daha doğru kabul edilmesi de bu yüzden.

Ankara Ptt Pul Muzesi

Müzelerin eğitim ve öğretim amaçlı kullanılması konusunda yepyeni bir terimle karşı karşıya kalıyoruz. Müze pedagojisi tanımı; müzenin amacını ve niteliklerini, sergileri, sergilenen sanat eserlerini, müze ortamını ve çevresini, müze ile insanlar arasındaki ilişkiyi ve müzenin disiplinler arası yönlerini ele alırken, müzenin aktif bir öğrenme ve gelişme alanı olarak kullanımını da içermektedir.

Koleksiyon çeşitliliği ve değişkenliği, yeni sergileme, sunum ve anlatım teknikleri kullanıcı üzerinde eserin veya içeriğin etkisini arttırırken aynı zamanda müzeye olan ilginin de artmasına sebep olur. Profesyonel ve elektronik rehberlik hizmetleri, tanıtım ve bilgilendirme amaçlı interaktif sunumlar, sanal canlandırmalar, ses ve görüntü efektleri gibi teknoloji kullanımları hedef kitleyi genişletmekte ve müzelerin hitap ettiği insan sayısında ciddi artışlar yaratmaktadır.

Eğitim görevini layığıyla yerine getirebilmek amacı bu kurumların aynı zamanda tarih, kültür, sanat, bilim, teknoloji gibi pek çok alanda faaliyetler yapan bir araştırma merkezi haline gelmesini gerektirir. İşte bu gereklilikler de müze yapılarının içinde kütüphane, konferans, sinema ve gösteri sanatları salonları, atölyeleri, değişimin baş aktörü görevinde geçici sergi mekanları gibi alanların neden konumlandırılmaya başladığını anlamamızı sağlar. Bu kadar çok fonsiyonlu yapılarda kullanıcı sayısındaki artış ve geçirilen zamanın uzaması ise insanların çeşitli ihtiyaçlarının karşılanmasını gerektirir ve halkayı biraz daha genişleterek mekana sosyal paylaşım alanları eklenir, yeme-içme ve alışveriş alanları… Biz bu aşamada artık müzeye müze demez, kültür merkezi tanımını kullanmaya başlarız ve asıl etik tartışma da burada başlar. Bu zamana kadar asıl amacı topluma hizmet etmek olan müze olgusu bu noktadan sonra kendi döngüsüne devam edebilmek ve ayakta kalabilmek için bu hizmetin karşılığını talep etmeye başlar ve bu talebin doğuracağı iki problem karşımıza çıkar. Bunlardan birincisi popüler kültür dayatması ile beslenen, detaya girmeden sığ sularda ilerleyen, içeriği ve amacı boşaltılmış bir yaklaşım, ikicisi ise tam da tersi olarak çağdaş sanat olgusunu sonuna kadar kendi lehine kullanıp bunu elitist bakış açısının merkezi haline getiren ve giderek halktan uzaklaşıp seçkin azınlığa hitap etmeye çalışan bir yaklaşımdır. İşte bu durum bizi “sanat, sanat için midir, halk için midir?” sorusuyla başbaşa bırakır ki biz bu noktada buna “sanat aşk içindir” şeklinde cevap verip asıl konumuza geri dönelim.

Dünyada hızla yaygınlaşan ve dönüşen modern müzecilik anlayışı doğal olarak müze türlerinde de bir çeşitliliğe yol açmıştır. Geçmişte sadece arkeoloji ve etnografya müzelerinden ibaret olan müzeler zamanla sanat, tarih, coğrafya, bilim ve teknoloji gibi konulara uzanmış, son yıllarda ise fazla sayıda insana ulaşma ve mesaj verme kolaylığının keşfi ile bizde de konuşulmaya ve tartışılmaya başlanmış gerek devlete, kurum ve kuruluşlara gerekse özel sektöre ve bireylere ait ideoloji ve marka müzeleri, butik müzeler, uydu müzeler, depo müzeler, fikir müzeleri gibi birçok yeni tanımı da beraberinde getirmiştir. Obje değil insan odaklı bu müzelerde eşyalardan çok öykülere yer verilmeye başlanmış ve didaktik bir sergileme yerine daha çok katmanlı, keşif ve kaynak alanlı, aktif erişimli ve insan ile direkt iletişime giren kurgular oluşmaya başlamıştır.

Toplumları yönlendirmede televizyon ve internet teknolojisi üzerinden devam eden tartışmalar çok kısa bir süre sonra her adım başında göreceğimiz ve bize birşeyler söylemeye veya göstermeye, kendi hikayesini anlatmaya çabalayan “müze” kavramını yine yeni yeniden düşünmemizi gerektirecektir.

 Mimar Güzin Erkan, Tasarımhane

Hakkında MMKD

Türkiye'de müzecilik platformu // bilgi@mmkd.org.tr

Yanıt ver

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.İşaretli alanları doldurmak zorunludur *

*

Yukarıya çık